Panik Bozukluğu ve Agorafobi

Panik Bozukluğu ve Agorafobi

« Hastalığım beni uzun bir mühlet rahat bıraktı. Aniden yeni saldırı. Ne tür bir hastalığınız var, diye soruyorsunuz? [...] "Nefes almada zorluk". Kriz, ansızın şiddetle çıkan bir rüzgâr gibidir. Genellikle bir saatten az bir süre içinde kaybolur. Vücudun tüm rahatsızlıkları ve tehditleri içimden zaten geçti. Artık hiç biri bana dayanılmaz görünmüyor. Neden? Diğer tüm durumlarda hasta isek bunda insan canını veriyor. Bu yüzden, doktorlar buna , "Ölüm antrenmanı " diyorlar. »
                                                                                          Seneca,  Lucilius’a Mektup[1]

Panik Bozukluğu ve Agorafobi Nedir?

 

Panik bozukluğu bir kaygı bozukluğudur. Seneka gibi "Nefes almada zorluk" bozukluğudur da diyebiliriz. Panik bozukluğu olan kişi geçirdiği atakların kaynağını bir anlamda etiyolojisini araştırmacılardan ve hekimlerden daha çok merak etmektedirler ve daima bunu organik, genetik bir bozukluk olduğu doğrultusunda yorumlamaktadırlar. Hem panik atağın hem de panik bozukluğun genetik olduğunu iddia eden ‘’Prof. Dr’’lerin sayısı azımsanmayacak olsa da genetik faktörlerin etkisinin çok sınırlı olduğunu birçok araştırma göstermiştir. Genetik faktörün önemli bir rol oymadığı genellikle aynı ailede panik bozukluğun yaygınlığını mesnet alınarak ileri sürülmektedir ama bu mantıkla ailedeki parasızlığın veya zenginliğin de genetik olduğu iddia edilebilir. Velhasıl, şimdiye değin kimse panik bozukluğunun özgün genini bulamamıştır. İkizler üzerindeki araştırmalar bir şeyi ispat etmedikleri halde genetik faktörlerin de panik atakta bir rol oynadığı doğrultusunda telkinlere yol açabilmektedir. Önemli olan nokta şudur ki panik atak ve panik bozukluğu ilaçsız tedavi edilebilmektedir. Bu tedaviler esas olarak, kişinin, hiçbir işlevi olmadığı anlamında değil ama karşı karşıya olduğu durumla uyumsuz, işlevsel olmayan davranış ve düşüncelerine odaklıdır. Panik atağa ilişkin ileri sürülmüş bilimsel teoriler( Beck ve Emery, Clark, Barlow, Ehlers ve Margraf) kişinin iç veya dış uyaranlar sonucu fizyolojik veya psikolojik değişimlerini ( kalbinin hızlı çarpmaya başlaması, konsantrasyon bozukluğu, düşüncenin hızlanması gibi) bir tehditle, bir tehlikeyle ilişkilendirmesi sonucu, korkuyla cevapladığını ve bunun bedensel ve bilişsel değişimleri tetiklediğini ileri sürmektedir.



Bir panik atak, güçlü fizyolojik duyumlara (çarpıntı, göğüs ağrısı, boğulma, terleme, titreme, mide bulantısı, baş dönmesi, bayılma hissi), eşlik eden dehşet ve yakın bir tehdit ya da tehlike; « ölüyorum, deliriyorum, kendimin kontrolümü kaybediyorum» düşüncesi ile oluşur. Nüfusun yaklaşık% 15'i en az bir kez bu deneyime maruz kalmıştır.


Bir panik nöbeti sırasında, nefes darlığı, ürperme hissi, kulaklarda çınlama, titreme, boğulma hissi, göğüs ağrısı, terleme ve kalp çarpıntısı gibi fiziksel belirtiler yaşanabilir. Aynı belirtiler hipertiroidizmden ya da kafein içeren içeceklerin, nikotininin, aşırı olarak tüketilmesinden, düzenli ve yoğun gürültü, aşırı kalabalık gibi bir takım nasibeler maruz kalma, şiddetli travmalardan sonra, fobik reaksiyonlarda ya da maddelerin kullanımından dolayı da ortaya çıkabilir. Her panik atak nöbeti, bir panik bozukluğunun varlığına işaret etmez. Panik atak, sosyal kaygı, obsesif-kompülsif bozukluk, ayrılma anksiyetesi, duygu durum bozukluklarıyla da birlikte görülebilmektedir.

Panik nöbetleri yaşayan bir kişi, daha çok nöbet yaşamaktan korkar, korkutucu fizyolojik (bedensel) belirtileri hızla gelişen ciddi bir hastalığın belirtileri olarak yorumlar. Bu nöbetlerin nerden geldiği konusunda endişelenir ve bir nöbet beklentisi içine girer, kendince güvenceler arar, hastahanelere yakın yerlerde olmaya özen gösterir, kendini bir tehlike anında korumak için yanında sihirli nesnelerin ya da ona yardım edebilecek kişilerin, şeylerin bulunmasına özen gösterir. Kişinin kendine güvenlik sağlama arayışı onun tehlike beklentisini daha da büyütür ve davranışlarında değişiklikler yapar. Böylece kişide "panik bozukluğu" oluşur. Panik nöbetleri uykuya dalarken ya da uyku esnasında da yaşanabilir.

 Panik bozukluğu olan birçok kişi aynı zamanda "agorafobi" ye de maruz kalabilir. Agorafobi, öğrenilmiş bir emosyonel tepkiler zinciridir; esas olarak tehlike algısı sonucu oluşmuş, bir durum ya da yerden kaçınma davranışıdır daima yüksek anksiyete ile seyreder. Agorafobi isminin belirttiğinin aksine açık alanlardan korkmak değildir, evin güven veren ortamından tek başına uzaklaşıldığında ve yabancısı olunan ortamlara girildiğinde, başına bir iş gelirse aciz duruma düşme korkusudur, korkudan korkmaktır. Agorafobisi olan insanlar yalnız kalmaktan, süpermarkete girmekten, tren ya da uçakla seyahat etmekten, köprüden geçmekten, yüksek bir yerde bulunmaktan, tünellerden geçmekten, açık alanda yürümekten ve asansöre binmekten kaçınabilir.

Agorafobili bazı insanlar güneş ışığında kaygı yaşayabilirken, bir kısmı ise loş ışıkta kaygılı olur. Panik bozukluğunda sıcaklık önemli bir faktördür. Her şeyden önce sıcak, nabız atımını, baş dönmesini ve dezhidratasyonu arttırdığından ve daha çok dışarıya çıkma imkânı tanıyarak kişinin korktuğu durumlarla karşılaşma imkânını artırdığından, yazın panik bozukluğu ve agorafobide bir artış olmaktadır.

Panik Bozukluğu ve Agorafobinin Nedenleri Nelerdir?

Panik kelimesi, Yunan mitolojisinde düşmanlarını çığlık  Kaygı açıklayıcı bir modelatarak korkutan bir tanrının ismi olan ‘’Pan’’dan gelmektedir. Panik, Pan’ın öfkesinin insanlardaki görüngüsüdür. Bütün psikolojik bozukluklarda olduğu gibi pamik bozukluğu da biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerin sonucudur. Biyolojik etken bazı kişilerin diğerlerinden daha çok stres ve anksiyete karşısında saldırıya ve tenkide daha açık oldukları, daha incinebilir oldukları (vulnerabl) ifade eder.

Bazı kuramcılara göre, panik nöbetlerini tetikleyebilen birçok durum insanlığın erken dönemlerinde gerçekten tehlikeliydi ve Sürüngen beynimizin işleyişi böylesine durumlara otomatik cevaplar vermek üzere yapılanmıştır. Panik bozukluğu ve agorafobideki korkuların birçoğu bu erken dönemdeki otomatik ve uyumsal korkularımızın benzeri olduğu iddia edilmektedir. Panik bozukluğunun ve agorafobinin psikolojik etkenleri arasında en önemli olan, sempatik sinir sisteminin güçlü aktivasyonu sonucu ortaya çıkan fizyolojik belirtilerin ciddi bir tehlike ve tehdit olarak yorumlanmasıdır. Duyumlanmanın (affektin) yoğunluğunu ve şiddetini bir yandan fizyolojik aktivasyonun şiddeti belirlerken öte yandan kognisyonlar (değerler, inanışlar, düşünceler, yorumlar) belirleyecektir. Kısacası, panik bozukluğu, günlük yaşantımızın sıradan etkinliklerinde de ortaya çıkabilen ve tamamen doğal ve zararsız olan çarpıntı, terleme, nefes sıkışıklığı ya da baş dönmesi gibi bedensel belirtilerin bir hastalığın belirtileri olarak değerlendirilmesi sonucunda, anında ve hemen orda 'kalp krizi geçiriyorum, öleceğim', 'çıldırıyorum', "felç olacağım" şeklinde yanlış yorumlanması ile oluşur.

 

 

 Panik bozukluğunu ve agorafobiyi sürdüren bir etkende "beklenti anksiyetesi"dir. Panik atağı geçiren kişiler o dehşete düşüren anı yeniden yaşamak istemezler. Panik nöbetlerine maruz kalan kişide bu krizlerin devam edeceği korkusu gelişibilir. Bu atağı daha çok ve yoğun düşünmelerine, atak yinelenecek ve tehlike yaratacak inancı ve beklentisi geliştirmelerine, gerçekleşeceğine inandıkları felaketlere karşı önlemler almaya ve davranışlarını değiştirmeye başlayabilirler. Bu tutumlar panik bozukluğunu pekiştirir.

Korkulan durumlardan kaçınamayan agorafobili bir kişi genellikle kaygının çok arttığı ya da kaçmaya ihtiyaç duyduğu bir durumda ona eşlik eden bir "güvenlik kişisi"nin yardımını sağlar. "Güvenlik kişisi"ne güvenme, aylardır panik nöbeti geçirmese de, kişinin bir sonraki nöbetin korkusu ile yaşamakta olduğu anlamına gelir. Kaçınma ve güvenlik sağlama davranışı sonucu olarak, panik bozukluğu ya da agorafobisi olan kişiler için dünya gittikçe daha dar bir hale gelir. Kısmen hayatlarındaki kısıtlama yüzünden, kısmen de hayatlarının kontrolünü kaybetmiş olduklarını düşündüklerinden ve sorunları ile nasıl başa çıkacaklarına bilemediklerinden, panik bozukluğu ve agorafobisi olan kişiler aynı zamanda depresyon geliştirebilmektedirler.

Panik Bozukluğu ve Agorafobi Hakkındaki Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

  • Panik bozukluğunun altında yatan daha derinde psikolojik ya da organik sorunların var olduğuna inanmak.

Tabii ki paniği olan ya da olmayan herhangi birinin daha derin problemleri olabilir, ama panik bozukluğu ve agorafobinin daha derin psikolojik sorunlarla ilişkili olması zorunlu değildir.

  • Kaygıdan, her türlü negatif duygulanımdan hemen kurtulmak zorunluluğuna ve hayata pozitif bakmaya bir zorunluluk olarak inanmak.

Öfke, sevinç kadar, çile, mutluluk kadar insanidir. Hiç bir şey sonsuz değildir. Her şeyin bir zamanı vardır. Hayata sırf pozitif bakmayla sorunlarımız çözümlenebilir olsaydı, güzel ve kolay olurdu. Sorunlarımızı çözmek davranmamızı gerektirir. Bir bakışla elde edilen şeyler bir bakış kadar kısa bir sürede elden giderler.

 

  • Panik atağın altıda hemen her zaman fiziksel bir hastalık vardır.

Hipoglisemi, hipertiroidi, hipoparatiroidi, Cushing hastalığı, feokromasitoma gibi fiziksel hastalıklarda panik bozukluğunda görülenlere benzer belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Bu her zaman ya da genellikle Panik Bozukluğun bir hastalıktan kaynaklandığı anlamına gelmemektir. Panik bozukluk bir dizi nörokimyasal değişikliğin ya da sürecin bir sonucu olarak ortaya çıkabilir, bu bozukluğun duyumların bir felaket biçiminde yorumlanması sonucunda ortaya çıkan psikolojik bir süreç olmadığı anlamına gelmez.

  • Panik atağın mutlaka ilaç tedavisi gereklidir.

" İlaçlar panik belirtilerini yatıştırsa, beklenti anksiyetesi ve kaçınma davranışlarını ortadan kaldırsa da, panik atağı geçiren ya da yoğun bir anksiyete duygusu yaşayan bir hastaya var olan durumla baş etme konusunda bir beceri kazandırmamaktadır. İlacın verdiği, atağın kontrol altına alınabileceği ya da şiddetinin azaltılabileceği gibi bir güvence olabilir. Ama bu, aynı zamanda, eğer ilaç olmazsa bu hastalıkla baş edilemeyeceği biçiminde yeni bir çarpıtmaya neden olabilir." [2]

  • Panik bozukluğu süreğen bir durumdur.

Panik bozukluğu tedavi edilmezse kalıcılaşabilir. Panik bozukluğu tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Panik bozukluğu hastaları, bedensel duyumlarına yönelik artmış bir dikkat gösterirler ve bedensel değişikliklere aşırı duyarlıdırlar. Bu yüzden, hekimlerin öyle olmadığına dair sürekli güvence vermelerine rağmen belirtilerinin fizyolojik bir nedeni olduğuna inançlarını değiştirmekte zorlanırlar. Bunun üstesinden gelmenin en iyi yollarından biri bozukluk konusunda bilgilenmektir.

Birçok araştırma, Kognitif-Davranışçı Terapinin, panik bozukluğunda %75-90 etkili olduğunu göstermektedir. İlaç tedavisinde farklı olarak Kognitif Terapi, kişiye psikolojik sorunları karşısında seyirci ve mağdur konumundan, etkin ve yetkin bir konuma gelmek hususunda yardımcı olur.

 

 

Kaynakça:

  1. http://remacle.org/bloodwolf/philosophes/seneque/lucilius2.htm
  2. http://www.pseudo-sciences.org/spip.php?article2224
  3. Prof.Dr. Mehmet Z. Sungur, Panik Bozukluğunun Bilişsel-Davranışçı Tedavisi
  4. Robert Leahy, Stephen J. Holland, Depresyon ve Anksiyete Bozukluklarında Tedavi Planları ve Girşimleri, HBY yayıncılık,  
  5. Eğtuğrul Köroğlu, Panik bozukluğu,HBY yayıncılık, 2012
  6. Doç.Dr. Nesrin Dilbaz, Anksiyete Bozukluklarında Son Gelişmeler, 2005
  7. Raşit Tükel, Panik Bozukluğu, KLİNİK PSİKİYATRİ 2002;Ek 3:5-13
  8. David A. Clark, Aaron T. Beck, Cognitive Therapy of Anxiety Disorders: Science and Practice, The Guilford Press, 2010
  9. CHRISTOPHE ANDRÉ, PSYCHOLOGIE DE LA PEUR, ODİLE JACOP, 2004



[1]Aktaran Jacques Van Rallier, Science et pseudo-sciences n°306, octobre 2013

[2] Prof.Dr. Mehmet Z. Sungur, Panik Bozukluğunun Bilişsel-Davranışçı Tedavisi, Eğitim Notları

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1254 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın